Önlemek Ödemekten Daha Ucuz ve İnsanidir

İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası ve çalışma hayatındaki düzenlemeler ile ilgili konuşan Bakan Faruk Çelik “Temel stratejimiz, bütün dünya tarafından gıpta ile izlenen ekonomik kalkınmamızı çalışma şartlarının ve ortamının iyileştirilmesine yansıtacak politikalar oluşturmak ve uygulamaktır.” dedi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik son zamanlarda gündemde olan İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nı ve bu yasanın çalışma hayatına yansımalarını dergimize değerlendirdi. Sadece çalışma yaşamı için değil diğer alanlarda da bir güvenlik kültürü eksikliğinden bahsetmenin mümkün olduğunu ve bu sorunun göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı. Bakan Çelik’in İş’te Sağlık Dergisi ile paylaştığı görüşlerini biz de siz okuyucularımızla paylaşıyoruz…

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın iş sağlığı ve güvenliği konusunda yaptığı çalışmalar hakkında bilgi verebilir misiniz?

İş sağlığı ve güvenliğinin çalışma hayatındaki önemi ve önceliğine inanan Bakanlığımız iş sağlığı ve güvenliği alanında mevzuatın tüm bileşenleri ile bir bütün olarak ortaya konulması yönünde çalışmalar yapmaya devam etmektedir. Bu kapsamda, ülke çapında tüm işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği koşullarının eksiksiz sağlanmasını teminat altına almak, iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesini sağlamak üzere mevzuat çalışmalarının yanı sıra Bakanlığımız tarafından yürütülmekte olan seminerler, haftalar, işbirlikleri, ulusal ve uluslararası projeler, paydaşlara yönelik bilgilendirme ve eğitim çalışmaları, ilgili tüm sosyal taraflar ile işbirliği içerisinde gerçekleştirilmektedir.

Bu çalışmaları hayata geçirirken sağlıklı ve güvenli çalışma şartlarının sağlanması, devamlılığı, iş kalitesinin artırılması ve bunlara bağlı olarak iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesinin sadece yasal düzenlemelerle değil, toplumda güvenlik kültürünün oluşturulmasıyla mümkün olacağı gerçeği temel yaklaşımımızdır.

Sağlıklı ve güvenli davranış bilinci oluşturmak için anaokulundan üniversiteye, evden okula ve işyerine kadar hayatın bütün alanlarını kapsayacak şekilde vatandaşların güvenlik bilinci düzeylerinin artırılması gerekmektedir. Bu nedenle 2000’li yıllardan bu yana Bakanlık olarak bu alanda pek çok ulusal ve uluslararası proje gerçekleştirilmiş ve tüm ilgili tarafları kapsayan birçok seminer, toplantı ve eğitim düzenlenerek farklı platformlarda konu detaylı şekilde ele alınmıştır.

Diğer yandan iş sağlığı ve güvenliğinin tarihsel gelişimi incelendiğinde, sanayi devrimi ile birlikte başlayan üretim odaklı anlayış bir yandan çalışma hayatını yakından etkileyen ekonomik, sosyal ve siyasal koşulların değişime uğraması, diğer yandan artan iş kazaları ve meslek hastalıkları ile birlikte yerini insan odaklı anlayışa bırakmış ve ülkeler bu değişime paralel olarak mevzuat alt yapılarını yeniden gözden geçirmek zorunda kalmışlardır. Çalışma hayatından sorumlu olan Bakanlığımız bu gelişmelerin dışında kalmamış, imzaladığımız uluslararası sözleşmeler ve AB uyum süreci taahhütlerini de esas alarak çalışma hayatının gereklilikleri doğrultusunda hazırlanmış olan ve kamu veya özel sektör çalışanları gibi ayrımları ve sayı sınırlandırmalarını içermeyen ve bütünsel anlamda tüm çalışanları kapsayan “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu”nu tüm tarafların da destek ve çabalarıyla yayımlanmasını sağlamıştır.

Bakanlığımızın Kanun yayımlandıktan sonraki en önemli çalışması mevzuat hazırlığı olmuştur. Gerek ilgili AB mevzuatının yeniden gözden geçirilerek değişikliklerin ilgili düzenlemelere yansıtılmasının yanı sıra alınan geri bildirimler ve ihtiyaçlar doğrultusunda yapılan değişiklikler gerekse Kanunun sınırlı istisnası dışında hemen hemen tüm çalışanları kapsaması nedeni ile ortaya çıkan sorunların çözümüne yönelik ilgili taraflarla müzakere süreci nedeni ile bu çalışmalar oldukça zaman almıştır. Hâlihazırda planladığımız 37 yönetmelikten 34’ü yayımlanmış, 2 tanesi ise yayıma hazır haldedir. İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetlerinin Desteklenmesi Hakkında Yönetmelik Taslağı ise ilgili taraflara görüşe gönderilmiştir.

Mevzuat çalışmalarına paralel olarak, Kanunun getirdiği yükümlülükler konusunda tüm ilgili tarafların bilgilendirilmesi amacı ile 81 ilimizi kapsayan İSG Kanunu Tanıtım Kampanyası düzenlenmiştir. Bu kapsamda düzenlenen toplantılara 30000’in üzerinde kişi katılmıştır.

Ayrıca tüm kamu kurumları temsilcileri Bakanlığımıza davet edilerek bilgilendirme toplantıları yapılmış ve bu konuda ilgili kurum ve kuruluşlarca yapılan davetlere azami ölçüde katılım sağlayarak çok çeşitli platformlarda Kanun anlatılmış, tartışılmıştır.

Bunların yanı sıra özellikle KOBİ niteliğindeki mikro işletmelere ve esnaflara yardımcı olmak ve bu yükümlülüğün getireceği mali yükü hafifletmek amacıyla İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğümüz web sayfasında “Risk Değerlendirmesi Rehberleri” yayınlanmaktadır. Diğer yandan daha önce bir AB projesi kapsamında maden, metal ve inşaat sektörlerinde uygulamaya konan sektörel İSG yönetim sistemi modellerinin yaygınlaştırılması ve kimya, deri, mobilya, gıda, tekstil sektörlerine yönelik yeni modellerin oluşturulması amacıyla ulusal kaynaklarımızla 2013-2015 yılları arasında uygulanacak İş Sağlığı ve Güvenliğinin Geliştirilmesi Projesinin ön hazırlıkları tamamlanmıştır. Bu proje ile KOBİ niteliğindeki işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği konusunun bir sistem anlayışı ile ele alınması ve risk değerlendirmesine dayalı önleyici yaklaşımın hayata geçirilmesi sağlanacaktır.

İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası henüz çok yeni bir yasa ama yürürlüğe girmesinden sonra geçen sürede genel olarak yansıması nasıl oldu? İş kazaları, meslek hastalıklarındaki genel durum nedir?

6331 sayılı Kanun, iş sağlığı ve güvenliğinde en iyi koşulları hedefleyerek, çalışma ortamlarının sürekli iyileştirilmesi, gerekli tedbirlerin zamanında alınması yoluyla ülkemiz işyerlerinde daha sağlıklı ve güvenli çalışma alanlarının oluşturulmasını hedeflemektedir.

Sizin de belirttiğiniz gibi yasa çok yeni fakat iş hayatı yönüyle incelendiğinde 6331 sayılı Kanunun yayımı ile birlikte hem işyerlerindeki çalışma ortamları içerisinde gelişmeler yaşandığı hem de ülkemizdeki iş kapasitesi ile istihdamın artırılması hususunda olumlu yönde değişimler olduğu gözlenmektedir.

Kanunun iş hayatına getirdiği en önemli yenilik işçi, memur ayrımı olmaksızın tüm çalışanların iş sağlığı ve güvenliği hükümleri kapsamına alınmış olmasıdır. Bunun dışında Kanunun, çalışma ortamlarının iyileştirilmesinde de önemli katkıları olduğu aşikardır. Bunlardan başlıcaları,

• Önleyici bir yaklaşım benimsenerek işyerlerinde risk değerlendirmesi yapılması zorunlu hale getirilmektedir. Risk değerlendirmesi ile birlikte iş kazası veya meslek hastalığı ortaya çıktıktan sonra neler yapılabileceği değil, iş kazası ve meslek hastalığının önlenmesi için atılacak adımlar esas olacaktır. Aynı zamanda risk değerlendirmesi gerçekleştirilirken genç, yaşlı, engelli, gebe veya emziren çalışanlar gibi özel politika gerektiren gruplar ile kadın çalışanların durumu da özel olarak değerlendirilecektir.

• İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili konularda çalışanları temsil etmeye yetkili çalışan temsilcisi kavramı getirilmiştir.

• Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği konusundaki karar alma faaliyetlerine katılmaları sağlanmaktadır.

• Bakanlık, mikro işletmelere iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri konusunda destek sağlayacaktır.

• İş sağlığı ve güvenliği profesyonellerinin, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili hususları işverene iletme ve işverence uyulmayan hayati tehlike arz edenleri Bakanlığa bildirme hakkı getirilmiştir.

• İşyerlerinin toplu halde bulunduğu yerlerde, aynı işyerini birden fazla işverenin paylaşması durumunda veya birden fazla işyerinin bulunduğu yerlerde her bir işyerinin kendi sağlık ve güvenlik koşullarını sağlamasının yanında bu işyerlerinin birbirlerini etkilemesi muhtemel unsurlara sahip olmaları ve bu konularda ortaklaşa hareket etmelerine olanak tanımak üzere iş sağlığı ve güvenliği koordinasyonunun sağlanması temin edilmiştir.

• Tüm işyerlerinin acil durumlara karşı hazır olması için ilkyardım, yangınla mücadele, afet, tahliye gibi durumlar için önceden acil durum planları hazırlanacaktır. Bu planlarla ilgili tüm çalışanların katılacağı eğitimler ve tatbikatlar yapılacaktır.

• Elli ve daha fazla çalışanın bulunduğu ve altı aydan fazla süren işlerin yapıldığı tüm işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği kurulu oluşturulacaktır.

• Çalışan ciddi ve yakın tehlike ile karşı karşıya kaldığında, iş sağlığı ve güvenliği kuruluna, kurulun bulunmadığı yerlerde ise işverene bu durumun giderilmesi için başvurarak gerekli tedbirler alınıncaya kadar çalışmaktan kaçınma hakkına sahip olacaktır. Tedbir alınmadığı durumda ise çalışanlar iş sözleşmelerini feshedebileceklerdir.

şeklinde sıralanabilir. Bunların yanı sıra, Kanunun yürürlüğe girmiş olması ülkemizdeki iş kapasitesi ve nitelikli çalışan istihdamı üzerinde de etkili olmuştur. Kanunun 6’ncı maddesi uyarınca işverenler işyerlerinde, çalışanları arasından uygun niteliklere haiz kişileri iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi veya diğer sağlık personeli olarak görevlendirebilecekleri gibi bu hizmetin tümünü veya bir kısmını işyeri dışındaki kuruluşlardan hizmet alarak da yerine getirebileceklerdir. Dışarıdan hizmet alınması noktasında Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri (OSGB) devreye girmektedir. OSGB’ler her ne kadar 4857 sayılı Kanun çerçevesinde temelleri atılmış bir yapılanma olsa da 6331 sayılı Kanun uyarınca içeriği, oluşumu ve niteliği güçlenmiş ve hizmet alanı genişlemiştir.

2000’li yılların başında başlayan ve 2012 yılında ülkemize kazandırılan müstakil İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile getirilen değişim ve gelişmelere paralel olarak iş kazaları açısından ne durumdayız diye bir değerlendirme yapacak olursak uzun vadede yapılan çalışmaların istatistiklere istediğimiz yönde fakat yine de yetersiz düzeyde yansıdığını görebiliriz. Bu yansımayı rakamlarla da vermek isterim.

Sosyal Güvenlik Kurumu istatistiklerine göre 2002 yılında ülkemizde 727.409 işyeri faaliyet göstermiş ve bu işyerlerinde 5.223.283 çalışan istihdam edilmiştir. Bu işyerlerinde 72.344 iş kazası ve 601 meslek hastalığı meydana gelmiş, bu vakaların 878’i ölümle sonuçlanmıştır. Dolayısıyla yüz bin işçide iş kazası oranı 1385, ölüm oranı ise 16.8 olarak tespit edilmiştir. SGK’nın konu ile ilgili en güncel verileri olan 2012 yılı verileri incelendiğinde ise ülkemizde 1.538.006 işyerinde 11.939.620 çalışan istihdam edilmiş olup bu işyerlerinde 74.871 iş kazası ile 395 meslek hastalığı meydana gelmiştir. Ölüm sayısı ise 745’tir. Buna göre, yüz bin işçide iş kazası oranı 627 ölüm oranı ise 6.2 olarak hesaplanmıştır. Dolayısıyla son 10 yıllık istatistiklere bakıldığında 2002 yılına göre 2012 yılında 100 bin işçide iş kazası oranında %55, iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu ölüm oranında ise % 63’lük bir azalma izlenmiştir.

İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın yürürlüğe girmesinden sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yasa kapsamında işyerlerine yönelik olarak yaptığı denetimler hakkında bilgi verebilir misiniz?

İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu işletme düzeyinde ve ülke çapında iş sağlığı ve güvenliği yönetimini geliştirmektedir. Kanun, bütün taraflara görev ve sorumluluklar yüklemektedir. İşverenlere işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğine dair her türlü önlemi alma; çalışanlara alınan önlemlere uyma ve iş sağlığı ve güvenliği konusunda işbirliği yapma; Devlete ise Kanun hükümlerinin uygulanmasını teftişi görevlerini vermektedir.

Devletin çalışma hayatını düzenleyen Kanun hükümlerinin uygulanmasını teftiş görevi, gelişmiş tüm dünya ülkelerinde, devlet otoritesini kullanmaya yetkili ve çalışmalarında bağımsız iş müfettişleri tarafından yerine getirilmektedir. Çalışma hayatının ve bununla ilgili geliştirilen politikaların en önemli unsurlarından biri olan iş teftişi, uluslararası düzeyde dayanağını, ülkemizin de onayladığı 81 Sayılı Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmesi’nden almaktadır.

Dolayısıyla iş teftişi, çalışma hayatını düzenleyen diğer mevzuatın uygulanmasında olduğu gibi, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının uygulanmasında da etkili ve belirleyici unsurlardan biridir. Bakanlığımız iş müfettişleri, teftiş faaliyetlerini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak doğrudan benim emir ve talimatlarım doğrultusunda gerçekleştirmekte; İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu uygulamalarının denetimini de insan odaklı, risk esaslı ve önleyici yaklaşıma ağırlık veren bir anlayışla sürdürmektedir.